Bu gadget'ta bir hata oluştu

27 Şubat 2013 Çarşamba

Altın Postun Peşinden Batum’a…

Batum…
Karadeniz kıyısında, güneybatı Gürcistan’da yer alan, Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti. Gürcistan’ın ikinci başkenti olarak da anılıyor. 180.000 nüfusa sahip, önemli bir liman ve ticaret merkezi. Coğrafi olarak da önemli bir merkez, çünkü hem Transkafkasya Demiryolu, hem de Bakü Petrol Boru Hattı burada sonlanıyor. Ekonomisi genel olarak tarım ve turizme dayalı. Subtropikal bölgede yer aldığı için, çay, turunçgiller, avakado ve tütün üretimi açısından zengin.  Çay paketleme, tütün işleme, meyve ve balık konserveciliği, petrol rafineri tesisleri ve gemi yapım endüstrilerine ek olarak altın, gümüş, bakır ve demir madenciği var. Gürcistan’da şarapçılık çok eski bir gelenek ve önemli bir iş kolu.
M.Ö. 12 y.y.’a uzanan tarihi, Kadim alfabesi, ihtişamlı mimari eserleri, Kafkaslar, tarihi ipek yolu, önemli mitolojik karakterleri ve doğal güzellikleriyle, bir kardeş şehir Batum.
Yeşilin binbir tonunu gördüğüm Doğu Karadeniz turumun devamında Batum yolundayım. Sâhil şeridi boyunca, denizin turkuazdan laciverte değişen renklerini izliyorum.  Hopa’yı geçip, Sarp sınır kapısına yaklaşırken yolun sağında denize dik uzanan tepelere bakıyorum. Yeşilin binbirinci rengi de buradaymış demek. Tepelerden birinde, bir minareye ilişiyor gözüm. Aynı tepenin diğer ucunda ise bir haç var. Birbirlerine bu kadar yakınken, aynı zamanda ne kadar da uzak olduklarını düşünüyorum bir an. En azından öyle  gösterildiğini.
Gürcistan sınırına geliyoruz. Artık Batum sadece 20 dakika uzağımızda. Sınır görevlilerine önceden iletilen kimlik bilgilerimiz sayesinde giriş için fazla beklemiyoruz. Nüfus cüzdanlarımızı gösterip, 1 TL gibi sembolik bir ücret karşılığında, uzayıp giden Türk plakalı tırların ve taşıtların yanından yürüyerek, Gürcistan’a geçiyor, sınırın öte yanında bizi bekleyen aracımıza biniyoruz.
Batum’a yaklaşırken, Karadeniz’e batarken gökyüzünü muhteşem renklere boyayan kızıl güneşi ve bu ışıkta yansıyan Gürcistan panaromasını izliyorum. Sanki bir yerlerde Beethoven’ın Pastoral Senfonisi çalıyor gibi. Bir yandan da farklı bir ülkede olmanın ipuçlarını yakalamaya çalışıyorum. Oysa henüz her yer Karadeniz, her yer tanıdık…
Geçtiğimiz köylerde evlerin dış cephelerinin çinkolarla kaplı olması dikkatimi çekiyor. Geleneksel ahşap yapıları doğanın acımasızlığından korumak için olsa gerek diye düşünüyorum.
Batum’a yaklaşırken rehberimizden Gürcistan tarihi hakkında bilgi alıyorum.
Kan ve isyan yüklü bir tarih
Bölgenin tarihi çok eskilere dayanıyor. Gürcistan’ın atalarının M.Ö 2000 yıllarında Önasya’dan gelen Hititler ve Subarlar olduğunu, M.Ö.1000 yılında ise Urartuların tarih sahnesine çıktığını, sonrasında, doğuda İberya, batıda Kolhida olmak üzere iki yeni Gürcü devleti kurulduğunu öğreniyorum. Gürcistan’ın tarihi kan ve isyan yüklü. Bizans ve Pers savaşları, Arap istilâları, Selçuklular, Moğol saldırıları, 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı egemenliği,  Rus işgâli, Sovyet egemenliği…
19’uncu yüzyılda Rusya’nın bir parçası iken, 1917’deki Rus Devrimi’nden sonra bağımsızlık mücadelesine girişen ülke, 1921’de yeniden Rusya tarafından işgâl edilmiş. Sovyetler Birliği’nin Prestroyka Hareketi ile birlikte dağılma sürecine girmesinin ardından, 1990 yılından itibaren güçlü bir bağımsızlık hareketi başlamış ve 1991 yılında, ülke genelinde yapılan referandum sonucunda ortaya konan halk iradesiyle, parlemento Gürcistan’ın bağımsızlığını ilan etmiş.
Ülkenin etnik yapısı oldukça karışık. Gürcüler, Acaralar, Lazlar ve Megrellerin yanısıra, Türk, Tatar, Kürt, Zaza, Abhaz, Ermeni, Yahudi grupları da ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşıyor.

Resim gibi alfabe ve Alfabe Kulesi
Yollardaki tabelaları çözmek ne mümkün! Resim gibi bir alfabesi var.
Gürcü alfabesi iki bin yıllık geçmişi ile dünyadaki 14 antik alfabeden biri. 5. yüzyılda geliştirilmiş Mkhedruli alfabesi kullandıkları için Gürcülerin çok eski  antik el yazmalarını tercümeye ihtiyaç duymadan okuyabildikleri söyleniyor. En üst katında  dönen bir restaurantın olduğu ve üzerinde Gürcü alfabesinin 33 harfinin bulunduğu Alfabe Kulesi şehrin sembollerinden… 
Ünlü Şairin karşılıksız aşkı
Gürcü edebiyatı binbeş yüz yıllık geçmişi ile büyük bir zenginliğe sahip. Gürcü
edebiyatı denince akla gelen en önemli isim Batum’un en şık caddesine de adını
veren Şota Rustaveli. Gürcü edebiyatının destansı başyapıtı Vephistkaosani  (Kaplan
Postlu Kahraman) adlı yapıtın yazarı Kraliçelerin Kraliçesi olarak anılan ve Gürcü
tarihinin altın döneminin hükümdarı olan Kraliçe Tamara’ya aşıkmış. Fakat aşkına
karşılık bulamayınca Kudüs’teki bir Gürcü manastırına yerleşip, orada ölmüş.
Kraliçe Tamara’nın  adı geçmişken, kendisinden bahsetmek lazım. Tamara; ülke
tarihinin en önemli kadın portrelerinden. 1184 yılında başlayan 29 yıllık
hükümdarlığı boyunca Gürcistan, tarihinin en geniş sınırlarına ulaşmış.  Tamara;
hâlen Gürcistan parası 50 Lari’lerin üzerinde gücünü ve güzelliğini sürdürmeye
devam ediyor…
Ben giderim Batum’a.. Batum’un batağına..

Karadeniz kıyısı boyunca tüm gün içimden mırıldanıp durduğum Batum türküsünü artık sesli söylüyorum.
“Ben giderim Batum’a, Batum’un batağına. Pencereden içeri, Al beni otağına...”
Şehir rengârenk ışıkları ile karşılıyor bizi. Merakla, ışıklandırılmış binaların hangi binalar olduğunu öğrenmeye çalışıyorum. Kalem şeklindeki kamu binasının ışıklandırması gerçekten çok hoş…
Kentin girişinden itibaren, iki gece konaklayacağımız Batum Sheraton Oteli’nin reklâm panolarını görmeye başlıyoruz. Ülkeye gelen pek çok önemli devlet adamına, önemli konuklara ve işadamlarına ev sahipliği yapan otelin şehrin en prestijli binası konumunda olduğunu anlıyoruz. Antik çağın yedi harikasından İskenderiye Feneri’nden esinlenilerek tasarlanan otel, şehrin en yüksek binâsı …
Bol bol  hormonsuz gıdalardan yiyelim
Rehberimiz bölge hakkında bilgi verirken,  burada bol bol taze sebze, meyve ve hayvansal gıdalar yememizi öneriyor. “Yediklerinizin tadını çıkarın çünkü bütün ürünler taze ve hormonsuz” diyor. Sabah otelin zengin menüsünden seçilmiş kahvaltımı ederken tam olarak anlıyorum rehberimin ne demek istediğini; yumurtanın sarısı mis gibi kokuyor; çocukluğumda hafızama yer etmiş taptaze köy yumurtasının lezzeti ve kokusu .
Ruslar ülkeden ayrılırken tüm sanayî tesislerini de söküp götürmüş. Fabrikaların çoğu çalışamaz durumda. Sanayî olmayınca havası da, toprağı da, suyu da temiz kalmış. Üretimi arttırmak adına tarıma yatırım yapacak kaynaklar henüz oluşmadığı için, yediğimiz besinler hep doğal. Şimdilik.
Muhteşem ışıklı güzellikleriyle akşam bizi karşılayan binaları, gündüz gözüyle de görmek için, sabah saat 10:00’da otelin kapısında rehberimizle buluşuyoruz. Grubumuzu beklerken kapının önünden ayrılmak istemiyorum. Otel girişi öyle güzel  kokuyor ki… Girişin her iki yanında, kokusuyla insanı sarhoş eden yasemin çiçekleri var…
Güne böyle nefis bir koku ile başlayıpta, Batum’u sevmemek mümkün mü?
Botanik Parkının nilüfer çiçekleri   
Batum gezimizin ilk durağı dünyanın en büyük parkları arasında yer alan meşhur Batum Botanik Parkı oluyor. Kente yaklaşık on beş dakikalık mesafede olan park tahmin ettiğimden çok daha ihtişâmlı, çok daha bakımlı.
Önünden geçtiğimiz ağaçların üzerinde Latince adları olmakla birlikte, detaylı bilgi vermeyi ve anlatmaya çok seven rehberimize ağaçların isimleri belirtmek yeterli gelmiyor. Yanında Türkiye’den getirdiği kitaba dönüp ağacın üzerinde belirtilen adını buluyor ve ağacın özellikleri hakkında detaylı bilgi veriyor.
Heybetli ve geniş  gövdeli  ağaçlardan birinin  önünde durup bir yaprak koparıyor, ufalıyor ve ferahlatıcı kokuyu  içime çekiyorum;  Evet, teyit edilmiştir. Bu ağaç, bir okaliptus ağacı.
İki binden fazla bitki türüne ev sahipliği yapan parkı gezerken, deniz manzaralı seyir teraslarında fotoğraf molası veriyorum.
Parkın içinde dünyanın farklı iklimlerinde yetişen farklı bitkileri bir arada  görmenin keyfi bir başka. Bir Japonya’ya gidiyorum, bir Afrika’ya, oradan ver elini Yeni Zelanda, tut elimi Amazon...
Yol üzerindeki küçük nilüfer havuzunda Monet tablolarını anımsıyorum. Keşke Monet bu güzelim parkın çiçeklerini de tualine yansıtabilseydi…
Batumi Botanik parkının üst kapısından girip, yokuş aşağı gezinerek aşağıdaki   kapıdan çıktığımız için yaklaşık bir saat süren yürüyüş esnasında araca ihtiyaç duymuyoruz.
Öyle huzur verici ve öyle derin derin nefes aldığımız bir saat …

Domates bu kadar mı lezzetli olur …
Şehre dönüşte meşhur Gürcü pidesi Haçapuri’nin en iyi adreslerden biri olan Acara evi’ne ( Acaruli Sakhli) gidiyoruz. Batumi Boulvard’ın batısında  yemyeşil  bir parkın içinde,  göletin yanında  Acara evi.
Gürcistan’ın meşhur armutlu ve üzümlü gazozlarının tadına bakıyorum önce. Masada ne varsa çok lezzetli geliyor bana. Söğüş domates, taze yeşil  biber ve salatalığın tadı bile farklı. Tabaklarda iri iri doğranmış kıpkırmızı ve mis kokulu domatesleri hemen bitirip tekrar istiyorum. Salatadaki farklı lezzetin sırrı ise taze kişniş.
Haçapuri içinde çok lezzetli köy peyniri olan kalın hamurlu bir pide. Kapalısına İmeruli Haçapuri deniyor. Benim yediğim açık olan. Peyniri eridikten sonra ortasına  yumurta kırılıyor ve birkaç dakika sonra fırından çıkarılıyor. Dumanı tüterken, mis gibi tereyağı üzerinde erirken, dış kabuğundan koparıp yumurtaya banarak yiyorum. Adet böyleymiş. Porsiyonlar çok büyük, bir haçapuriyi ha gayret bitirmeye çalışırken, toprak kapta pişmiş nefis tandır geliyor. Tabii, taze patates kızartması eşliğindeki bu harika lezzete de hayır diyemiyorum.
Acara Evi’nin yanındaki göletin üzerinde minyatür bir köprü var. Yeni evlilerin  fotoğraf çektirdiği yer. Bizim Çamlıca tepesi gibi, onlar da buraya geliyor evlenir evlenmez. El ele göz göze pozlar veren bir çifti seyrediyorum. Yaşları henüz onsekizin altında gibi. Neden bu kadar küçük yaşta evlendiklerini soruyorum. Meğer, erkekler evlenip çocuk sahibi olunca askerden muaf oluyormuş, bu yüzden biran önce evlenmeye bakıyorlarmış.   

Meryem Ana Kilisesi, Türk mahallesi,  Piazza Meydanı
Şimdi,  dev bir manolya ağacının gölgesindeyim. Tarihi Meryem Ana kilisesine bayanların başı açık ve pantolonla girmesi kesinlikle yasak. Başımızı örtmek için başörtüsü veriyorlar, pantolonlarımızın üzerine şallarımızı dolayıp uzun etek havası veriyoruz. Buraya kadar gelip içerisini görmeden döner miyim hiç.
Türk mahallesini yürüyerek geziyoruz. Şehrin tek camisi olan Orta Camii’nin içinde olduğu bölge Türkiye’deki bir mahalleden farksız. Türk markalı ürünler satan butikler, bakkallar, kasaplar, manavlar, kahvehaneler ve sokaktaki  insanlarıyla ...
Piazza Meydanı’nda San Nicolas kilisesinin karşısında, püfür püfür esen bir avlunun içindeki şık bir cafede veriyoruz molamızı. Gürcistan, şarabın ilk doğduğu yerlerden biri olarak anılıyor. Rus Hanedanlarına özel şarap üretimi Gürcistan’da yapılırmış. Batum’a  gelip, dünyaca ünlü şaraplarının tadına bakmadan dönmek olmaz. İçtiğimiz ‘’Marani’’ marka kırmızı şarap yoğun meyve aromalı ve tatlı. Doğrusu ben beğendim.
Altın Postun peşinden
Batum’a gelmeden önce fotoğraflarda karşıma çıkan, kentin sembolü olmuş, elinde altın post tutan hüzünlü kadını ve efsanesini merak etmiştim.
Şimdi cevabı rehberimizden geliyor…
Adı ‘’Medea’’ imiş..  
Aşkından gözü kararan, özkardeşini parçalayan, ülkesine ihanet eden, kendisi de ihanete uğrayan zavallı Medea…
Yunanlılar Çanakkale Boğazına Hellespont diyorlar. Bu isim Çanakkale boğazı sularında ölen Helle’den alıyor adını.  Yunan mitolojisinde Athamas’un çocuklarının ölümünü isteyen üvey anne çeşitli entrikalara başvurunca, ölümsüzler dünyasından onları izleyen anneleri, çocukları Phriksos ve Helle ‘yi  kurtarması için altından bir koç gönderir. Kanatlı koç, çocukları Karadeniz kıyısındaki Kolkhis ülkesine kaçırmak üzere yola çıkar. Çanakkale boğazını geçerken çocuklardan Helle denize düşer ancak diğer çocuk Phriksos, Kolkhis’e ulaşmayı başarır. Koç, Zeus’a kurban edilir, postu savaş tanrısı Ares’in tapınağına asılır ve başında gece gündüz nöbet tutacak ve onu koruyacak ejderhaya emanet edilir.  

Zenginliğin ve hükümdarlığın simgesi altın post…
Ülkenin yaşam sembolü…
Günlerden bir gün   İason,  tahtına  geçmek isteyince amcası Pelias,  önce Kolkhis’e gidip Altın postu getirmesini şart koşar.
Argo adlı gemi ile altın postu ele geçirmek üzere yola çıkan İason ve Yunanlı kahramanlar, yani Argonotlar,  uzun ve zor bir yolculuktan sonra Kolkhis ülkesine varırlar.
Zengin ve güçlü ülkenin Kralı Aieti’ den postu isterler. Kral altın postu vermek için yerine getirilmesi imkansız şartlar öne sürer; İason’nun önce ateş püskürten öküzlere boyun eğdirip, büyük bir tarlayı sürmesi, sonra ejderhayı öldürüp, dişlerini toprağa ekmesi gerekmektedir. Bu dişlerden çıkan savaşçılarla savaşması ve onları yenmesi koşulu ile Yunanlılar Altın Post’u alabileceklerdir. Ancak bu şartları, Kral Aieti’nin dışında kimsenin yerine getirmesi mümkün değildir. Bundan dolayı Kral, İason’un öleceğinden emindir. Tahmin edemediği  tek şey kızı Medea’ nın ihaneti olacaktır. Çünkü Medea İason’a ilk görüşte aşık olmuştur.
Medea, İason’a, eğer kazanırsa onu da yanında ülkesine götürmesi ve onunla evlenmesi karşılığında yardım edeceğini söyler. İason teklifi kabul eder. Büyücü  özellikleri olan Medea sayesinde tüm engellerin üstesinden gelen İason, kralın karşısına çıkıp postu istediğinde, kral durumu anlar ve postu vermeyi reddeder. Bunun üzerine Medea tekrar yardıma koşar ve tapınakta postu koruyan ejderhayı uyutacak ilacı hazırlar. Ejderha uyuyunca, İason Altın Postu ele geçirir ve Medea ile birlikte postu da alıp kaçar. Medea peşinden gelen erkek kardeşini parçalara bölerek öldürür. Babası ağlayarak oğlunun parçalarını toplarken, Medea sevdiği adamın peşinden gider. Ancak aşkı mutlu sonla bitmez. Uğruna babasına ihanet ettiği, vatanını terk ettiği, özkardeşini bile öldürdüğü,iki çocuğunun babası  sevgilisinin  gün gelip kendisini aldattığını öğrenince deliye döner. İntikam almak amacıyla önce çocuklarını,  sonra da kendisini öldürüp sevdiği adamı sonsuz bir acıyla cezalandırır.
İşte o Medea; tarihte pek çok önemli olaya tanıklık eden Batum Avrupa Meydanı’nda, olanca  heybetiyle, elinde altın postu, yüzünde hüznüyle sonsuza dek yaşamaya devam ediyor. 


Gönüllü Trafik Lambaları
Batumi Boulvard deniz kenarında. Yeşillikler içinde. Neredeyse kentin tüm sahilini dolaşıyor. Şehir kilometlerce uzayıp giden son derece bakımlı bir parka sahip, plajlar halka açık ve tertemiz.
Merkezde trafik lambalarının yerine, ellerinde trafik işaretleri olan gönüllü  öğrenciler trafiği idare ediyor. Zaten sokaklarda araç da az, insan da.
Şehrin merkezinde Rustaveli Caddesi ve şık butikler. Pırıl pırıl geniş caddeler, caddelerin her iki yanında şehrin sembolü olmuş dev manolya  ağaçları.  Zarif heykellerle süslü meydanlar, restorasyonu devam eden tarihi binalar, yeni yapılmakta olan zincir oteller...
Şehrin diğer yanında ise yoksulluğun derin izleri… Sokak aralarında birbirine sımsıkı yapışmış her yerlerinden çamaşırlar sarkan, soluk, yıkık dökük apartmanlar, dış cephesi çinko kaplı bakımsız evler...
Son gün Gonia’yı geziyoruz. Batum’a 15 kilometre uzaklıkta, sınıra çok yakın bir sahil köyü. Hz. İsa’nın havarilerinden biri olan Aziz Matthias’ın anıt mezarına ev sahipliği yapmış geç Roma dönemi Apsaros Kalesi hâlâ ayakta. İçinde bölgeden çıkarılmış az sayıda antik eserin olduğu bir müze de var. Uzun yıllar Osmanlı hâkimiyetinde kalan kalenin bahçesindeki hamam kalıntılarını görüyor ve Gonia ‘dan ayrılıyoruz.
Batum Havalimanı yolu üzerinde küçük ancak her yanı tıka basa votka ile dolu bir dükkâna uğrayıp tanesi 10 TL’ yi geçmeyen çeşitli Gürcü votkalarından satın alıyoruz.
THY 17.05  İstanbul uçağındayız artık… 
Yediğimiz doğal domatesin tadı damağımızda, yasemin kokuları burnumuzda,  büyük ozan Rustavelli’nin aşık olduğu  Kraliçe Tamara  ise zihnimizde  
Medea elinde Altın postuyla, Batum’da kaldı…
Her zaman orada  kalmalı.. Aşkın  ve ihanetin sembolü Medea, zenginliğin ve iktidarın sembolü altın post.
Nasıl gidilir
Karadan  veya havayoluyla Batum’a gidilebilir.
THY Batum uçağına iç hat ve dış hat bileti alabiliyorsunuz. Uçak tek, varış Batum Havalimanı ancak Hopa bileti alanlar iç hat ücreti ödüyor ve uçaktan inince otobüsle Hopa’ya getiriliyor. Buradan taksiyle tekrar sınıra gitmek mümkün.Bu şekilde nüfus cüzdanıyla geçiş yapabiliyor ve sadece 1 TL geçiş ücreti ile Gürcistan’a girilebiliyor.
Batum bileti daha pahalı ve dış hat uçuşu olduğu için pasaport ve çıkış harcı gerektiriyor.
Nerede yenir
Acaruli Sakhli evi, Lazuri Restaurant, Old Ship Restaurant, Sputnik Otel Restaurant
Nerede Kalınır
Sheraton Otel&Casino, In Tourist Hotel, Batum Radisson Blue

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder